Eklem Bacaklılar Nedir? Nasıl Ürer, Türleri, Özellikleri

Eklembacaklılar (Arthropoda), dünyanın en yaygın ve sayıca en kalabalık hayvan öbeğidir. Günümüze kadar eklembacaklıların 1 150 000 türü tanımlanmıştır ve sayı her yıl büyük ölçüde artmaktadır; bu olgu, doğada bulunup da henüz bilinmeyen türlerin sayısı konusunda yeterli bir fikir verebilir. Sözgelimi, yalnızca böcekler, eklembacaklıların toplam tür sayısının % 75’inden çoğunu oluştururlar.

Bu hayvanların böylesine olağanüstü bir gelişme göstermelerinin nedenini, çok büyük uyarlanma yeteneklerinde aramak gerekir. Gerçekten, gözlerimizi nereye çevirsek bir eklembacaklıyla karşılaşabiliriz; Evlerde; bahçelerde; çayırlarda; ormanlarda; dağların doruklarından okyanusların en derin çukurlarına, en nemli bölgelerden en kurak çöllere, buzların altından çok sıcak su kaynaklarına kadar her yerde, eklembacaklılara rastlanabilir.

Eklembacaklılar, çevredeki yaşama olanaklarından, kaynaklardan yararlanmayı çok iyi bilirler; iki kanatlılar ya da çift kanatlılar (Diptera) takımından küçük bir böcek olan Psilopa petroliinin larvalarının, başka hiç bir hayvan türünün yaşayamadığı küçük ham petrol birikintilerinde yaşadıklarını anımsamak, bunu kanıtlamaya yeterlidir.

Eklembacaklılar yalnızca bilinen tür sayısı bakımından birinci sırayı almakla kalmazlar; aynı zamanda, bazı türlerindeki birey sayısının olağanüstü fazla olmasıyla da ön sıralarda yer alırlar. Yerde, durgun sularda ya da besin maddelerinde yaşayan türlerdeki birey sayısı, ürkütücü boyutlara ulaşır, Bu nedenlerden ötürü, insanın dünyadaki başlıca rakibinin eklembacaklılar olduğunu söylemek hiç de abartma sayılmaz; tersine, eklembacaklıların, biyoloji bilginlerinin neden bu kadar dikkatini çektiğini de açıklamış olur.

Alt Kambriyen döneminden kalma eklembacaklı fosillerinin bulunmamasına karşın, eklembacaklıların alt Kambriyen’de ortaya çıktıkları sanılır.

Kara eklembacaklılarının, karada yerleşmelerine olanak veren bazı ortak özellikleri vardır. Kuşkusuz bu özelliklerin en önemlisi, sağlam bir dış kabukla (ya da dış iskeletle) donanmış olmalarıdır. Eklembacaklıların halkalı kurtlara benzeyen atalarının dış kabuğu yoktu ve değişmez bir biçimde kalabilmeleri bedenin iç basıncıyla sağlanıyordu.

Eklembacaklıların kutikulası, yalnızca bedenin biçimini korumasını sağlamakla kalmaz, aynı zamanda yırtıcı düşmanlara ve kurumaya karşı da bedeni korur; ayrıca, eklembacaklının çok, çeşitli hareketleri yapmasına olanak veren, karmaşık ve güçlü bir kas sisteminin de temelini oluşturur (kutikula olmasaydı, eklembacaklılar, gerçekleştirebildikleri hareketlerin çoğunu yapamazlardı).

Eklembacaklıların kutikulası, temelde uzun bir sert protein lifleri zincirinden oluşur. Kutikulanın başka bir temel öğesi de, kitin adı verilen polisakarittir (kitin, selüloza benzeyen oldukça yalın bir bileşendir). Eklembacaklıların kutikulası, üst üste yığılmış bir dizi tabakadan oluşur; epikutikula adı verilen en dıştaki tabaka, suyun buharlaşmasını engelleyen, balmumuna benzer bir çeşit karışımdır. Dışarıyla su alışverişine olanak veren solunum yüzeyleri gibi bazı kesimler bir yana bırakılırsa, kutikula oldukça geçirimsizdir.

Bedenin hareketleri, eklemli zarlar bulunması sayesinde gerçekleşir; eklemli zarlar, dış kabuğun ince olduğu ve biçiminin kolay bozulabildiği kesimlerdedirler. Almaşık olarak uzayabilir ve kısalabilirler; böylece, birbirine bağlanmalarını sağlayan sağlam ve çok sert dokulu halkaların hareket etmelerini saklarlar.

Eklemli oldukları için eklentiler de hareket edebilirler (zaten eklembacaklıların adı da buradan gelir).

Eklembacaklılarda birbirlerine eklemli bu bölütler nedeniyle, halkalı kurtların kas-deri tabakası yok olmuş, kaslar eklemlerin çok yakınlarında birbirleri içine giren, birbirinden bağımsız kas birimleri haline gelmişlerdir.

Eklembacaklıların bedenlerini örten zar genellikle çok renklidir. Birçok renk, ya ışığın kırınması ve yansıması gibi fiziksel olayların ve girişim olaylarının oluşmasının, ya da «boya-maddesi» adı verilen çeşitli kimyasal maddelerin bulunmasının sonucudur. Boya maddelerinin bazıları, klorofil ve karo ten gibi hayvanın aldığı bitkisel boya maddelerinden başka bir şey değildir; ama çoğu, melanin gibi gerçek hayvansal boya maddeleridir.

Birçok bakımdan Ortaçağ şövalyelerinin zırhına benzeyen dış kabuğun (buna dış iskelet de denmektedir) bulunması birçok sorunu da birlikte getirmektedir; bu sorunların en önemlisi büyümedir. Dış kabuk sert olduğundan, eklembacaklılar belli aralıklarla bu kabuğu değiştirmek (bu olaya yerine göre kabuk ya da deri değiştirme adı verilir) ve büyümüş boyutlarına daha uygun başka bir kabuk oluşturmak zorundadırlar.

Embriyo evresiyle erişkinlik evresi arasındaki uzun süre boyunca eklembacaklı, birbirini izleyen kabuk değiştirmelerle büyür; bu evreye «embriyo sonrası evre» adı verilir.

Bu dönemde bireyler, erişkinlerden büyük ölçüde farklıdırlar ve çeşitli çevrelerde yaşayabilirler. Bir eklembacaklının larva evresinden erişkinlik evresine ulaşmak için geçirdiği değişiklikler, aşama aşama gerçekleşir. Larva evresi ile erişkinlik evresi arasında, bir evre daha vardır: Nemf ya da nimfa evresi. Bütün bu evrelerden geçiş sürecine, «başkalaşma» adı verilir.

Başkalaşma, tümbaşkalaşmalı böceklerde (yani tam başkalaşma geçiren böceklerde) son derece belirgindir ve bazı kenelerin bedenlerinde,başkalaşma sırasında çok köklü iç ve dış düzenlemeler gerçekleşir: Dokuların ve larva yapılarının dağılıp parçalanması (yani doku erimesi ya da histoliz); daha sonra, erişkinlere özgü yeni, dokuların ve yapıların oluşması (yani doku oluşumu ya da histogenez). Bütün bu süreçler salgı bezlerinin çıkardığı çeşitli hormonların denetimi altındadır.

Eklembacaklıların larvaları çok çeşitli biçimlerde olabilirler: Yumurtadan çıktıktan hemen sonra erişkinlerinkine eşit sayıda bölütleri bulunabilir (epimorfoz) ya da yavrunun bölüt sayısı çok azdır ve eksik bölütler, embriyo sonrası gelişme sürecinde tamamlanır (anamorfoz). Anamorfoz larvalara Trilobita sınıfı üyelerinde, kabuklularda (Crustacea), Xiphosura altsınıfı üyelerinde, bazı Chilopoda takımı üyelerinde ve böceklerden Protura takımı üyelerinde rastlanır. Epimorfoz larvalarsa, Protura takımı üyelerinde, kenelerde ve bazı Chilopoda takımı üyeleri dışında bütün böceklerde görülür.

Eklembacaklıların bedeni, birbirine benzeyen, art arda sıralanan bir dizi öğeden oluşur. Bu öğelere «bölüt» adı verilir. Eklembacaklıların karşılaştırmalı anatomisinin temel sorunlarından biri, çeşitli öbeklerin bölütleri arasındaki türdeşliktir.

Her bölüt, eklem zarıyla birbirine bağlanan az çok sertleşmiş çeşitli plakalardan oluşur. Her bölütte, sırt kalkanı (tergum) ile göğüs kalkanı (sternum) arasında, bedene eklemlenen bir çift eklenti bulunur.

Eklembacaklıların eklentilerini oluşturan eklemlerin sayısı ve biçimi, öbekten öbeğe büyük ölçüde değişir; çeşitli eklenti tiplerinin eklemleri arasındaki olası türdeşlikleri araştırmak için girişimlerde bulunulmuştur. İlkel kabuklularda ayaklar yarık ayak tipindedir; yani ayak bir iç dala (endopodit) ve bir dış dala (eksopodit) ayrılır; yüksek yapılı kabuklularda, bu dallardan birinin körelmesine yönelik bir değişiklik eğilimi görülmektedir.

Kara eklembacaklılarında, ayak, «yarık ayak» tipinde değildir; bazı bilim adamları, örümceğimsilerdeki (Arachnoidea ya da Arachnida) ve böceklerdeki ayakları endopodite, buna karşılık çokbacaklılardaki (Myriapoda) ayaklarılysa eksopodite benzetmektedirler.

Eklembacaklılar, her birinin kasları, bacakları, boşaltma sistemi ve ayrı bir sinir düğümü bulunan birçok bölütten oluşan, kurt biçimli atalardan türemişlerdir. Bu örnek, eklembacaklıların her öbeğinde farklı yönde değişiklik geçirmiştir. Böceklerin bedenleri başlıca üç ana bölüme ayrılmıştır ve bunlardan yalnızca arkadaki (yani karın) kesin biçimde bölüt özelliklerini taşımaktadır.

Örümceğimsilerin (Arachnoidea ya da Arachnida) bedeni yalnızca iki bölüme ayrılır. Gerek örümceğimsilerde, gerek böceklerde, karın bölütlerinin eklentileri yok olma yönünde evrim geçirmiş ve sinir sistemi, az sayıda düğüm içine sıkışmıştır. Bedenin ön kesiminde, sinir sistemi çok daha sıkışıktır ve bedenin çeşitli eklentileriyle bağlantısı bulunan bir yemek borusu altı düğümü ile bir yemek borusu üstü düğümünden oluşur.

Eklembacaklılarda iki temel duyu organı vardır: Koku alma organları; görme organları. Koku alma duyusu aygıtı çok çeşitli organlardan oluşabilir. Bu organlar daha çok, duyargalar (antenler) ve ağız eklentileri üstünde yer alırlar.

Görme organları, çok çeşitli tipte göz yapıları içerir. Bu gözlerin kökenini belirleyebilmek güçtür; onikoforların gözü halkalı kurtlarınkine çok benzer ve gerçek eklembacaklılarınkinden bütünüyle farklıdır; böceklerin gözleriyse kabuklularınkine çok benzer, buna karşılık Chelicerata öbeği üyelerinden çok farklıdır.

Eklembacaklılarda iki ayrı göz yapısı tipine rastlanır: Yalın göz; petekgöz. Yalın gözlerde bir saydam tabaka ile ağ tabaka hücreleri bulunur; buna karşılık petekgözler, değişik sayıda (bazen binlerce), «ommatidyum» adı verilen yalın gözlerden oluşurlar. Eklembacaklılar, baskın duyu işlevlerine göre iki ana bölüme ayrılırlar.

Eklembacaklıların boşaltma sistemi de çeşitli yapılardadır. Böceklerin ve çok bacaklıların özelliği, arka barsağın baş tarafını tıkayan Malpighi kanalcıklarıdır. Örümceğimsilerde, Malpighi kanalcıklarının yanı sıra duyarga (ya da anten) bezleri ve çene bezleri de bulunur.

Suda yaşayan organizmalarda, metabolizmadan çıkan azot, kolayca eriyen amonyak biçiminde dışarı atılır. Buna karşılık, bedenlerindeki suyu elden geldiğince korumak zorunda olan kara eklembacaklıları, azotlu kalıntıları dışarı atmak için başka bir yöntem geliştirmişlerdir:

Azotlu kalıntıları, ürik asit ve guanin billurları biçiminde dışarı atarlar. Kara eklembacaklılarının atalarının, doğrudan doğruya beden yüzeyleriyle soludukları ve solunuma solungaçların da yardımı olduğu, bu solunum tipi kara hayvanları için elverişli olmadığından, eklembacaklıların iki solunum organı tipi geliştirdikleri sanılmaktadır: Örümceğimsilerde öbeğe özgü «akciğerler» (bir kitabın, yaprakları gibi dizilmiş, zarsı, ince levhalar içeren solunum organları); öbür örümceğimsilerle birlikte böceklerde, bütün bedene dal budak salan ve böylece çeşitli organlara doğrudan oksijen taşıyan küçük kanal-cıklardan oluşan trake sistemi.

İnsanın ve öbür memelilerin kanında hemoglobin bulunmasına karşılık, eklembacaklılardaki başlıca solunum boya.maddesi, hemoglobine benzeyen, ama demir atomları yerine bakır atomları içeren hemosiyanindir. Kalp, karnın sırt kesiminde bir boru biçiminde uzanır ve bir dizi atardamar aracılığıyla bedenin çeşitli bölümleriyle bağlantılıdır. Pis kanı kalbe getiren bir toplardamar sistemi yoktur; kan, dokular arasında serbestçe dolaşarak, kalbi çevreleyen kalp dış zarı içinde toplanır; daha sonra kalbe döner.

Eklembacaklıların üreme sistemi halkalı kurtlarınkine oranla bazı farklılıklar gösterir. Su organizmalarında, yumurtaların döllenmesi kolaylıkla çözümlenebilecek bir sorundur: Erkek, yalnızca, daha önce yumurtaların bırakıldığı suyun içine spermalarını taşıyan sıvıyı boşaltmakla yetinir. Kuşkusuz böyle bir sistem karada geçerliliğini yitirir ve erkek eşeylik hücrelerinin (gamet) dişinin bedenine girerek yumurtaları dölleyebilmesi için, çeşitli mekanizmalar geliştirilmiştir.

Bazı eklembacaklı öbeklerinde, döllenen yumurtalar, açılıncaya kadar dişinin bedeni içinde tutulurlar. Açılmalarından hemen önce dişinin bedeni dışına atılan yumurtalarla gerçekleşen üremeye, »ovovivipar üreme» adı verilir. Doğrudan doğruya annenin bedeni içinde açılan, sonra da anne tarafından canlı hayvanlar biçiminde doğurularak gerçekleştirilen üreme biçimineyse »vivipar üreme» denir.

Birçok eklembacaklıdaysa yumurtalar döllenmelerinden hemen sonra dişinin bedeninden dışarı atılırlar; bu üreme biçimine de «ovipar üreme» adı verilir. Ovipar üreme biçiminde, yumurtaların kurumaması, başka hayvanların ve asalakların saldırısına uğramaması için, birçok uyarlanma gerçekleştirilmiştir.

Eklembacaklıların çoğunluğu ovipardır birçok tür, yumurtaları bedenleri üstünde taşırlar; bu amaca yönelik olarak bazı yapıları (bunlar ayaklar bile olabilir) uyarlanma geçirmiştir. Başka eklembacaklı türleriyse, yumurtaları belli bir dönem boyunca kuluçka keresinde (yumurtaların olgunlaştığı kese) tutarlar.

Bütünüyle oluşmuş ve bağımsız bireyler doğuran türlerin (vivipar türler) sayıslysa çok azdır; vivipar eklembacaklılara örnek olarak bazı iki kanatlılar (bunlar her gebelik dönemi sonunda bir tek yavru doğururlar ve doğumdan hemen sonra başkalaşma başlar) ve birçok örümceğimsi (akrepler, bazı keneler, vb.) gösterilebilir.

Eklembacaklılarda döllenmesiz üreme (buna, «döllenmesiz cücüklenme» ya da «partenogenez» adı da verilir) olayına çok sık rastlanır: Döllenmesiz üremede, erkek eşeylik hücresi işe karışmadan yumurtalar .gelişirler. Zar kanatlılarda döllenmesiz üremeyle olgunlaşan yumurtalardan yalnızca erkek bireyler çıkar; aynı olay bazı kenelerde de görülür.

Bazı su pireleri takımı üyelerinde ve yaprakbitigillerde, çevrimsel döllenmesiz üreme vardır; yani, yumurtaların döllenerek geliştiği belli bir zaman dilimini, yumurtaların döllenmesiz üremeyle geliştiği zaman dilimi izler. Bazı eklentilerin çiftleşme için kullanılmasını eklembacaklılara özgü bir olay sayabiliriz. Bu eklentiler, çiftleşme organlarına ya da temel çiftleşme yapılarına dönüşmüş gerçek eklentiler olabilir, ya da, çiftleşme sırasında dişiyi saran ve tutan eklentiler olabilir.

Add a Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: Content is protected !!